UHUD ŞEHİTLİĞİ
|
Bismillâhirrahmânirrahim 11 Ocak 08.10 Uhud şehitliğindeyiz. Uhud, Medine’nin 5 km. kadar kuzeyinde bir dağın adıdır. Hicretin üçüncü yılında (M.625) İslam'ın yayılması sırasında hayatını kaybeden Peygamberimizin amcası ve şehidlerin efendisi Hz.Hamza ve 70 sahabenin kabirleri burada bulunmaktadır. Otobüsler etrafını dolaşarak savaş alanının park yapılmış alanına yerleşti. Otobüslerden indik. Karşımızda Uhud dağı. Gruplar bir araya gelerek üzeri kalabalıktan görülmeyen tepeye doğru ilerledik. Kafile başkanı Uhud şehitliğine hacıların çıkmamasını istedi. Bu nedenle bir kaç grup Uhud dağına bile çıkarılmadı. Bizim grup Uhud tepesine çıkan şanslılardandı.. Deformasyona uğramış eteklerinden tepeye tırmandık. Aşırı bir kalabalık vardı. Tepeden çevreyi izlerken o günün heyecanını da yaşamak istiyoruz. Müşriklerin gelişini, Düşmanın
arkadan taarruzunu önlemek için, “Benden emir gelmedikçe sakın ayrılmayın”,
emriyle 50 okçunun yerleştirilmesindeki harp dehasını kavramaya çalışıyoruz.
Sayıca ve donanımca kıyas kabul etmeyen üstünlükteki mağrur, müşrik ordusunun
darmadağınık, perişan olmasının sırrını çözmeye, arkadaşlarının savaşı
kazandığını görerek Efendimizin (sav) emrini bir an unutup mevzilerini terk
edişlerini bir an olsa da görmek istiyoruz. O sıralar karşı cephe
komutanlarından Halid bin Velid’in bu nazik durumu fark ederek Müslümanları
arkadan çevirişine üzülüyoruz. Musab bin Umeyr’in, Ebu Dücane’nin Efendimiz
(s.a.s.)’e zarar gelmesin diye vücutlarını kalkan yapışındaki sevginin
derecesini düşünüyoruz. ,Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz’in mübarek
dişlerinin acımasızca şehit edilişinin üzüntüsünü içimizde hiisediyoruz.
Yaralanıp acı çekmesine rağmen, “Allah’ım kavmimi bağışla, onlar ne yaptıklarını
bilmiyorlar”, şeklinde şefkat Peygamberi’nin yakarışını duyuyoruz. Savaşta
kocası ve iki kardeşini kaybeden askerlere su taşıyan Nesibe’nin elinde kılıç,
Efendimizin etrafında pervane oluşunu hayal ediyoruz. Bu insanları gören Yüce
Nebi’nin, “Ya Rabbi bunları bana cennet arkadaşı eyle”, deyişini, aldığı
yüzlerce kılıç ve ok yarasıyla âdeta kalbura dönmüş vücuduyla, “Resulullah’a
benden selam söyleyin”, diyen Saad b. Rebi’nin, “Cennet kokusunu duyuyorum”,
halet–i ruhiyesini içimizde yaşatmaya çalışıyoruz. Yanımıza yaklaşan Pakistanlı fotoğrafçı 10 riyale fotoğrafımızı çekti. Buraya kadar gelmişken bu şerefli insanların kabrini ziyaret etmeden geçemezdim. Uhud şehitliği az ötemizdeydi. Grup hocamıza oraya da gidelim dediğimde, vakit yok. Kafile başkanı istemiyor cevabını aldım. Kızmamak elde değildi. Ben gideceğim, diyerek, eşimi alıp oraya doğru yöneldim. Kapısı kilitliydi. Önündeki kalabalıktan zar zor pencerelere kadar yaklaştım. Burayı da Suud'lu diğer mezarlıklara benzetmişti. Dümdüz ve üzerinde irili ufaklı kaya parçaları vardı. Ancak 70 kişilik şehitler bölüğü ile ebedi istirahata çekilen kahramanlar kahramanı Hz. Hamza’nın kalın demir korkuluk ve sağlam duvarlarla çevrili kabrinden başka bu olayları çağrıştıracak hiçbir yapıya rastlayamadık. Burada Allah (c.c.) ve Habibi için canlarını fedâ eden 70 şehit bulunmakta idi.. Basta Hz. Hamza (r.a.) olmak üzere, İslâm aşkıyla can veren Uhud şehitlerine saygıyla o mânâyı seyretmeye çalıştık. “Ya Rabbi! Gözlerin cilâsı olan Uhud dağlarını, Efendimizin ayak izini taşıyan bu savaş meydanını, Uhud şehitlerini bizden hoşnut eyle ve ziyaretimizi kabul buyur!” diye dualar ettik. Duamızı yaptık. Az ileriye doğru ilerlerken bir Malezyalının kabristanın duvar dibine küçük abdestini yaparken görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Hemen müdahale etmek istedim. Kızgınlığımı ifade ederek bunun yanlışlığını anlatmaya çalıştım. Arkadaşları da onu kınamışlardı. Yürüdük. Kafile otobüslere dönmemişti. Meğerse diğer Hacılar ısrar edince kabristana getirilmişler.. Hz. Peygamber, her yıl Uhud şehitlerini ziyaret eder ve onlara dua ederdi. Uhud şehitlerini ziyaret etmek de müstehaptır |