YAŞADIĞIMHAC
YAŞADIĞIM HACC 2004

SEVR DAĞI
 

Bismillâhirrahmânirrahim

SEVR DAĞI

Uzun süren bir yolculuktan sonra Mekke’den 4 kilometre uzaklıktaki Sevr Dağı’nın eteklerine geliyoruz.

Nur Dağı ile kıyaslanmayacak kadar yüksek ve sarp olduğunu görüyoruz.

Ve tırmanışa geçiyoruz.

Sevr dağı, bitişiğindeki daha alçak ikiziyle birlikte basık, kütlevi bir görünüme sahipti..

Burada da Hira’da olduğu gibi ilk gelenler biz değildik. Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan dağın yamaçları tepeye tırmanmaya çalışan hacı adayları ile dolu idi. Sevr dağına çıkmayı önce göze alamadık. Bir kısmımız aşağıda bekledi. Diğerleri ile beraber dağa tırmanmaya başladık.

Merdiven basamakları halinde düzeltilen ve zikzaklar çizerek yükselen dağ yoluna çıkışımız oldukça rahattı, diyemiyoruz. Zira az sonra açlık ve Nur dağının yorgunluğu kendisini hissettirmişti. Bir kenara çökerek kahvaltı tarzı bir şeyler yedik.

Kaya ve toprağın kısmen biçimlendirilip merdivenleştirdiği patika bir yola sahip olan Sevr’e tırmanışımız oldukça zorlu geçiyor. Tırmanış sırasında  rastladığımız 60–70 yaşlarında yaşlı teyze ve amcaların gayreti yorgunluk hissimizi bir ölçüde de olsa hafifletiyor.

Çıkışta rastladığımız Orta Asyalı kadınlı erkekli bir gruba selam veriyoruz.  Genç olmamıza rağmen birkaç kez mola vererek bir saati aşkın bir sürede dağın tepesine varmayı başarıyoruz.

Güneşin sıcaklığı ensemizi ısıtmaya başladığı sırada kayaların tepesinden çevreyi süzüyoruz. Uzakta Hilton Oteli’nin gölgesinde kalan Kabe’yi gözlerimizle tespit edip kıblemizi sabitliyoruz. Olduğumuz yerden hafif sağa doğru dönünce kardeş Hira Dağı bizi selamlıyor. Biraz daha sağ dönünce Müzdelife ve Mina gözlerimizin önüne geliyor. Oldukça yüksek olan Sevr Dağı’ndan Mekke ve civarını kuşbakışı seyredebiliyoruz. Bu özelliği Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in hicreti sırasında niçin Sevr’i seçtiği hakkında bize bilgi veriyor.

Zirvede iki mağara vardı.

Biri, ancak peşpeşe emekleyerek geçebileceğimiz kadar dar, uzun ve karanlık, koca koca kayalarla inişli yokuşlu idi. Burada Peygamber (s.a) Efendimiz’in  mübarek başını sadık arkadaşının dizine koyup, istirahat edişini hayalimde canlandıramadım. Diğeri rivâyete daha uygun görünüyordu..

Dua ettik. Mağara kapısına yaklaşıp, hakikat güneşi Efendimiz (s.a) ve refikini fark etmemek bir mûcize idi. Aslında Allah’ın Habibi’nin bütün hayatı baştan sona bir ayet, bir mûcize değil midir? Güvercinin yuva ve yumurtası, örümceğin ağ ile kapadığı, mağaranın ağzından çok, müşriklerin gönül gözleriydi. Kalb gözleri kör olduğu için, zâhiren de göremediler. Her iki mağaranın da aksi yönde ikinci bir çıkışı bulunuyordu. Ebubekir Sıddık (r.a) yakalanmak endişesiyle heyecanlanınca Efendimiz, diğer tarafta mağara önüne kadar uzanan Kızıldeniz’i ve kapı ağzında bekleyen sandalı göstererek onu teskin etmişti. Biz her iki mağarayı da orada yaşanan hakikatlere hürmeten sıdk-ı kalble ziyaret ettik. Doğruyu ancak Allah (c.c) bilir. 

Hira’daki yığılmaya karşılık, buradaki Müslümanlar Sevr’in içinden geçmek için düzenli kuyruklar oluşturuyor. Asıl Mağarayı gezdik. Oturduk.Peygamber Efendimiz (sav) ve Hz. Ebu Bekir’i 3 gün bağrında saklayan, kapısında örümceklerin ağ gerdiği, önüne güvercinlerin yuva yaptıkları mukaddes mağaranın bu kadar içerisinde olmakla ister istemez heyecanlanıyoruz. Diğer çıkışından bir Pakistan'lının işlettiği (!)  baraka şeklinde bir kantinin yapıldığı ve üzerinde Sevr yazan, altında bir insanın eğilerek zorlukla geçebileceği 3 metrelik bir boşluğa çıkıyoruz..

O günden bu yana Efendi'mizin izlerini yakalamak, nefesini koklamak, çektiği eza ve cefayı az da olsa hissedebilmek için Hacılar her ay, her gün bu yüzlerce metrelik dik, kayalık yolu kavurucu sıcak altında tırmanarak Efendi'mizin hoşnutluğunu aramaktalar

Sırayla içeri giren hacı adayını çıkış noktasında şipşak fotoğrafçılar karşılıyor. Sevr’de de, başta pet şişeler olmak üzere çevre kirliliği dikkatimizi çekiyor. Ancak bu kirlilik Hira Dağı’ndaki kadar yoğun değil. Sevr’in yollarını basamak yapan Bangladeşli işçiler merdivenleştirdikleri çıkış yolu karşılığında, yere serdikleri mendillerin üzerine para atmanızı bekliyorlar.

Dönerken dağın yamacında öğle ezanı okunmaya başladı. Ara ara dinlenerek aşağıya indik. 

Müslümanlar adeta bir an önce zirveye çıkmak için yarışıyorlardı. 

 

Dağdan ayrılırken adeta bir parçamızın orada kaldığını hissediyor ve gerçek Kudret Sahibi’ne bu imkanı verdiği için hamd ediyoruz.

Ve adam başı 4 riyale Mesfeleye geri döndük

ANA SAYFA 

 


HAREMEYN EFSANESİ İSTATİSTİK