HAREM-İ ŞERİF &
MESCİD-ÜL HAREM
|
Bismillâhirrahmânirrahim
Allah c.c’ın evine doğru yola çıkıyoruz. Günahkâr olarak, boynumuz bükük, bin pişman olarak... "Lebbeyk Allahümme Lebbeyk, Lebbeyke La şerike leke Lebbeyk İnnellhamde ven-ni'mete Leke vel'mülke La şerikeleke" “ Buyur, buyur Allahım senin şerikin ve nâzirin yoktur. Hamd de senin, mülk de senindir.” Haykırdığımız hakikat ise şudur: "Senin yeryüzündeki evine gelebilmek için hiçbir engel tanımadık Ya Rabb! Tüm engelleri aştık işte emrine geldik. Şu anda emrine hazırız Ya Rabb! Emrini bekliyoruz Ya Rabb! Malımızla, canımızla hep senin emrindeyiz Ya Rab!" Yanımızdan din kardeşlerimiz gelip geçiyor. Nijerya'dan, Malezya'dan, Endonezya'dan, Sudan'dan, Bangladeş'ten, Bosna'dan , İngiltere'den Amerika'dan , Almanya'dan ve daha nice uzak diyarlardan.... Bu ne garip bir iştir Ya Rabbi? Aynı yüce makamın rızasını kazanmak için aynı yolda yan yana yürüyoruz. Nefret yok, ırkçılık yok, önyargı yok. Yalnızca tek bir hedefe doğru yöneliş ve yoğun bir kardeşlik duygusu var. Şimdi bu insanlar savaş meydanında karşıma çıksalar, onları nasıl öldürebilirim ki? Mescidi haramın dış duvarlarını görünce heyecan bastı. İnsanın anlatmakla gerçeğini yansıtamayacağı bir manzara.. Onlarca kapıdan
çıkılan dış avlu namaz kılmanın yanı sıra Müslümanlarca bir gezinti
ve dinlenme yeri olarak da kullanılıyor. Oldukça geniş olan avlunun
altı, modern abdest yeri ve tuvalet olarak düzenlenmiş. Aynı anda
yüzlerce kişinin abdest ve tuvalet ihtiyacını giderebileceği bu
mekân, zorlanarak da olsa ihtiyacı karşılıyor. (Medine 'de olduğu
gibi ne yazık ki buradaki tuvaletlerde sabun bulmanız imkânsız,
Büyük bir ihtimalle ihramlı olanların kokulu sabun kullanması yasak
olduğundan sabun bulundurulmamış olabilir ) Avlunun dış kısımları
ise seyyar satıcılarca işgal edilmiş durumda. Harem-i Şerif'te esas itibariyle yedi minare vardır. Bunlar da Emmare - Levvame - Mülhime - Mutmainne - Radiye - Mardiye - Safiye mertebelerine aynadır. Kâbe'nin altından geçen suyun yani zemzemin en büyük özelliği, içinden pozitif enerji hattının geçmesidir. Bu bakımdan insana enerji kazandıran ve türlü hastalıklara şifa olan bir sudur. Sürûr veren, içimine doyulmayan soğuk zemzem depoları, hususî kapları içerisinde kalabalık arasına uygun şekilde yerleştirilmişti. Sütunlar, zemzem
termosları, merdivenler, tavaf alanı, Makam–ı İbrahim, Hacer–ül
Esved her gün daha bir tanıdık geliyor insana. Benimsiyor, seviyor,
sevdikçe kendimizi evimizde gibi hissediyoruz. Evimizdeki emniyet ve
sevgi halesini burada da buluyoruz. İnsanlarımız, Kâbe’ye
nâzır bir şekilde, etrafında dönen hacılarla adeta çiçek bahçesine
dönmüş avluyu seyre koyularak dualar eşliğinde mahfillerde rahat bir
şekilde neden tavaflarını yapmazlar? Anlaşılması güç bir durum.
Ancak teşvik edilmesi gereken önemli bir husus bu. Arafat, Müzdelife,
Mina ve Say’da da durum bundan pek farklı değil. Mescid–il Haram’ın
mimarisi Arapça’daki vav harfine benziyor. Mimarideki vav’ın oldukça
uzun olan düz çizgisini, Hz. Hacer’in oğlu İsmail’e su bulmak için 7
kez gidip geldiği Safa ve Merve tepeleri oluşturuyor. Safa tepesi
Kabe’ye 80 metre uzaklıkta olmasına karşılık, vav çizgisinin en uç
noktasını oluşturan Merve tepesi ise 250 metrelik bir uzaklığa
sahip. İki tepenin arası ise yaklaşık 400 metre. Safa’dan başlamak
üzere Say yapmak için 4 kez gidip, üç kez gelmek zorunda olduğumuz
iki tepenin arası, çok küçük bir kayalık kısmın haricinde tamamen
mermerle kaplanmış durumda. 20 metre genişliğindeki Say yolunun tam
ortasına yapılan birer metrelik, biri gidiş biri geliş olmak üzere
iki dar şeridi, tekerlekli sandalyeli hacılar kullanıyor. 2. ve 3.
katlarda da say yapmak pekala mümkün. Başka bir rahatsızlık
ise tavaf bittikten sonra hacılar ibadetlerini başarı ile
bitirdikleri için iki rekat şükür namazı kılarlar. Bunun da Kâbe
kapısının hemen ön tarafındaki Makam–ı İbrahim’in arkasında
kılınması sünnettir. Binlerce insan tavaf halinde iken dönmeleri
devam ederken onların yolu üzerinde iki rekat namaz kılmaları hem
trafiği aksatıyor hem de namaz kılanın namazından bir şey
anlamamasına sebep oluyor. Dönmesine devam eden hacılar yoluna devam
edebilmek için şükür namazı kılmakta olan hacının kafasına, sırtına,
ayaklarına basmaktan kendilerini alamayarak ezip geçmektedirler. Bu
arada bazıları arkadaşının, eşinin–dostunun rahat namaz kılabilmesi
için kollarını açarak bariyer oluşturunca binlerce kişi arka tarafta
birbirine toslamak zorunda bırakılmaktadır. Safa-Merve arasında gidip gelmeleriniz size Hz. Hacer ve Hz. İsmail'i hatırlatır. Bu defa da Hacer siz olursunuz, gözünüz İsmail'de, Kâbe'de. Safa-Merve arası gider gelir, 'su' istersiniz. Bir farkla ki, siz hatalarınızı, kusurlarınızı, eksik ve zaaflarınızı temizleyecek bir su ararsınız. Bir de himmetiniz âlî ise, 'nesil' gibi bir derdiniz, 'Allah'ın adının i'lası' gibi bir davanız varsa, dizlerinizdeki derman nispetinde koşar durur da, 'Rabbim, neslin ateşini söndürmeye su, Rasulullah'ın gemisini yüzdürmeye su...' dersiniz. Yine o suyun ilk kaynağı sizin gözleriniz olur. Safa—Merve arasında yedi kez koşuyorsun. Kimden kaçıyorsun? Kime koşuyorsun? O’ndan kaçıyor ama yine O’na koşuyorsun. O’nun kahrından kaçıp yine O’nun lûtfuna koşuyorsun aslında. O’nun bu halimizle bizi ancak ateşe lâyık gören adaletinden, O’nun lâyık olmadığımız halde cenneti ihsan eden fazlına koşmalı, sığınmalıyız.
Elektrik donanımının parlak aydınlığında rükûa, secdeye giden
cemaatle birlikte hareket eden başka bir kalabalık vardı. Bunlar
uçuşan, sıçrayan 10-12 cm. boyunda çekirgeler ve daha küçük kara
böceklerdi. |