YAŞADIĞIMHAC
YAŞADIĞIM HACC 2004
 

MEDİNE-İ MÜNEVVERE
 

Bismillâhirrahmânirrahim

BEN BUNA LAYIK MIYDIM?

İşte Medine Münevvere. Ensarların şehri. Peygamber Sallallahu Aleyhi Vesellamı konuk eden şehir. İsmi pâk, cismi pâk Fahr-i Âlem Efendimizi (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bağrına alan Medine, toprağı tertemiz, havası tertemiz, şehirlerin en seçkini, sükûnet, huzur ve şifâ bahşedenidir. Sallallahu Aleyhi Vesellem Efendimiz, Mekke’den hicret ederken duaları, “Ilâhi! Madem ki beni sevdiğim yerden çıkardın, kendi sevdiğin yerde iskân et.” olmuştur.

Medine-i Münevvere, İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı, İslam’ın aydınlığını insanlığa ulaştıran Allah Rasûlünün ve Sahabenin hatıralarıyla doludur. Sinesinde İslam’ın en büyük önderlerini barındırmaktadır.

İslam’ın güzelliğini insanlara ulaştırabilmek için Peygamber Efendimiz buraya hicret etmiş, İslâm devleti burada kurulmuş, İslâm’ın mesajı insanlığa buradan ulaşmıştır.

Resulullah İslâm’ı tebliğ görevini tamamladıktan sonra burada vefat etmiş ve buraya defnedilmiştir. Böylece Medine, Allah’ın en sevgili kulunu ve insanlığın gelmiş geçmiş en büyük önderini bağrında taşıma şerefini elde etmiştir.

Asr-ı Saadet, en parlak şekilde bu şehirde yaşanmıştır. İnsanlık tarihinin en güzel, en mutlu, en adil, en hakkaniyetli örnek ve model toplumu, Peygamber Efendimizin terbiyesinde bu şehirde oluşturulmuştur.

Böylece bu şehir dünyada adeta cennet misali bir hayatın yaşanabileceğine tanıklık etmiştir.

Tarih, Rasulüllah’ın sohbetine nail olan bu Sahabe neslinin oluşturduğu toplum kadar güzel bir topluma bir başka yerde ve bir başka zamanda şahid olmamıştır.

İşte Medine-i Münevvere bu güzel insanların gelip geçtiği ve pek çoğunun bağrında yattığı kutsal şehirdir.

Bu sebeple büyük bir engel olmadığı sürece hacıların, Medine’ye giderek Hz. Peygamberin kabrini ziyaret etmeleri ve mescidinde namaz kılmaları büyük önem taşır. Bu ziyaret İslâmî duyarlılığın bir göstergesidir.

Sırf Allah için, İslam’ın aydınlığının insanlığa ulaştırılması yolunda çalışmanın, fedakarlığın ve gayretin en güzel örneğini vermiş insanların gelip geçtiği bu mübarek şehri ziyaret etmekle hacı, bu aydınlığın, yeniden muhtaç olanlara ulaştırılması yolunda bir şuur ve azim kazanabilirse, ziyaretindeki amaç gerçekleşmiş sayılır.

Medine’ye girişte pasaport kontrolüyle karşılaşıyoruz.Şoförün Mısır'lı  olması ve Arapca bilmesi fazla beklememizi önlüyor.  Sadece gümrük yok, diğer bütün kontroller mevcut.

Peygamber Efendimizin (Sallallahu Aleyhi Vesellem) kabrini ziyaret etmek, mescidinde namaz kılmak, Onun ve Ashabının yaşadığı yerleri görmek üzere “Medine’ye doğru yola çıkan bir hacı, bu ziyaretiyle yalnızca Allah’a yakınlaşma amacı gütmelidir. Çünkü hacının İslami duyarlılığını daha da artıracak olan bir kutlu yolculuk, gerçekten Cenab-ı Hakk’ın rızasını kazanmanın önemli bir vesilesidir. Zira Cenab-ı Hak, Peygamberini ziyarete gelenleri sever ve onların, onun huzurunda yapacakları duaları geri çevirmez. Hz. Peygamber (Sallallahu Aleyhi Vesellem) de kendisini ziyarete gelenlere şefaat edeceğini bildirmiştir. Hacı, bu ziyaretin sıradan bir ziyaret olmadığını düşünerek büyük bir tevazu, saygı ve vakarla Medine’ye girmelidir."

Bunları öğreniyoruz, elimizdeki kitaplardan ya da grup başkanı diyanet görevlisinden... İnşallah biz de bu ziyaretlerden , bu gelişten faydalanırız , diye dua ediyoruz.

Yolculuk esnasında, bol bol salatu selam getiriyoruz ve Medine’ye yaklaştıkça bu daha da artmaya başladı. heyecandan kalbimiz yerinden çıkacakmış gibi oluyoruz.. 

Medine’ye girerken "Rabbim! Gireceğim yere dosdoğru girmemi sağla; çıktığım yerden de dosdoğru çıkmamı sağla. Bana katından, yardımcı bir güç ver" duasını okumamız tavsiye ediliyor. Bu dua ile birlikte Medine'de olmamızın şaşkınlığı, heyecanı daha da artıyor.

Bu şehir ve yolları hakkında bizden daha önce gelenlerin anlattıklarını hafızamızda kaldıklarıyla eşleştiriyoruz. Her yer asfalt.. Öyle kaliteli dümdüz bir halde değil. Ara ara gördüğümüz çukur ve tümsekler bana İstanbul'u anımsatıyor. Yol orta ve kenarlarında dikilen hurma ağaçları ve aralarında özel bir bakım gördüğü her haliyle belli çalılıklar , küçük boy ağaççıklar yemyeşil görüntüleriyle içimizi ısıtıyor.

Refakatçiler eşliğinde yerleşeceğimiz otele geldik. Kalacağımız odalar görevleriler tarafından tespit edilip, bizlere ayrılan odalara çıktık. Bavullarımız otobüste idi. Hamalların indirip katlara çıkartacağı söylendi. Lobiye indiğimizde gördüğümüz manzara ile şaşkına döndük. Hamallar bavulları boş çuval atar gibi yerlere fırlatıyorlardı. Bir kısım hacıların hamalların Türkçe bilmemelerini umursamadan "yavaş yahu , kırılacak eşya var " " atma kardeşim öyle " feryatları giderek çoğalmaya başladı. Üst üste gelişi güzel atılan bavullar yüzünden bavulları bulmamız 1-2 saati buldu. Bavullarımıza kavuştuktan sonra yerleşip gerekli ihtiyaçlar giderildikten ve hazırlıklar yapıldıktan sonra, Mescid-i Nebi ve Hz. Peygamber’in (Sallallahu Aleyhi Vesellem) kabrine doğru gideceğimiz söylendi. İkindi namazımızı yolculuk sırasında ve kılamadığımız sabah ile öğle namazlarımızı odalarımızda kılıp beklemeye başladık. Saatlerimizi bir saat geri almamız gerektiği de söylendi.

Akşama doğru gruplar bir araya gelerek Mescid-i Nebeviye doğru yola çıktık. Otelden çıkmadan önce otelin adres kartını hem kendim için hem de eşim için alıyorum. Kaybolursak bununla buluruz diye .. ( Size de tavsiye ederim ) Bugün yaya olarak gideceğimiz, sonraki günlerde otobüslerle gidileceği söylendi. ( Tabii Mekke'ye gidene kadar bize servis yapan herhangi bir otobüs gelmedi. Her günümüz ve har vakitte 1,5 kilometre yaya olarak gidildi gelindi. )

Yol üzerinde belli yerleri kendimize işaret alarak ilerliyoruz. Yol boyu grup olarak yürümemize rağmen kimse bizi yadırgamıyor. Otelden yaklaşık 500-700 metre ilerlediğimizde grup başkanının " işte gördüğünüz yer Mescid-i Nebevi, peygamber mescidi 'dir " diye gösterdiği yere bakıyoruz.

Nutkumuz tutuluyor. Gözlerimizi oradan ayırmadan yürüyoruz. Ne işaret ne de çevre umurumuzda olmuyor.

Mescidin kapısına gelince grup hocalarından biri geldiğimiz kapıyı göstererek "namazdan sonra burada buluşalım " diyerek toplanacağımız yeri gösterdi.

Ve Mescid-i  Nebevi 'deyiz. 

 

ANLATILMAYACAK YAŞANILMASI GEREKEN DUYGULAR

Bugün 8 şubat.

Türkiye camilerindeki  namazları düşünüyorum. Sanki hayatın hızlı akışına uydurulmak isteniyor, bir yere yetişecekmiş gibi süper sürat kılınıyor. Neden bizde de, Hicâz’da  uygulandığı şekilde Hatimle edâ edilmiyor? Niçin imamlarda “hâfız” olmak şartı aranmıyor? 

Akşam namazından sonra... Evet gerçekten anlatılamayacak duygular içerisinde akşam namazından sonra peygamber aleyhisselamın kabri şerifinden söz etmemenin imkansızlığı var. Yoğun kalabalık. Aşırı izdiham. Polis ve askerin kontrolü altında içeri giriyoruz. O'nu göreceğim. Dillerde salavat, dilerde selam, " essalamu aleyke ya habiballah, essalatu vesselamu aleyke ya resullullah.” Dillerde dualar, O’nun huzurundayız. 

 İşte O.... Bakamıyorum. Utanıyorum. O'nun ümmeti olmanın mutluluğu içimizde ama olması gereken şekilde olamamanın hüznü yangın yangın... Askerler yaklaştırmıyorlar... Çok ufak yuvarlaklardan olduğu yere doğru bakmaya çalışıyorum. Selam veriyorum, selamıma karşılık veriyorlar. Arkadaşları da yanında... Yakınlarına varamadığımız için bize yüzünden eksik olmayan gülümsemesiyle yanıt veriyor. 

Selamlıyoruz. 

Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah
Es-Selâmu aleyke yâ Habîballah
Es-Selâmu aleyke yâ Nebiyyallah

Selamımıza selamla karşılık veriyor. 

Az ötesinde Hz. Ebubekir Sıddık RA var. Es-Selâmu aleyke yâ Ebâ Bekri’s-Sıddîk

Yanıbaşında .

Biraz daha ötede Hz. Ömer ...
" Es-Selâmu aleyke yâ Ömer
Es-Selâmu aleyke yâ Emire’l-mü’minîn
Es-Selâmu aleyke yâ Faruk"

Allah c.c her ikisinden de tüm sahabelerden de razı olsun.

Huzurlarından ayrılırken elim ayağım titriyor. Kalabalık arkamdan itekliyor. Onlarda bu şerefe nail olmak istiyorlar. Ama ben bu huzurdan ayrılmak istemiyorum ki... Bir an kendimi dışarıda, kapının önünde buluyorum. Tekrar geriye, bir başka kapıdan yine girmek istiyorum. Huzura varmak istiyorum

9 Ocak... Cuma namazını kıldık. Cennet bahçesinde namaz kıldım. Peygamber türbesini doya doya seyrettim. Peygamber aleyhiselamın huzurundan geçerken şefaatini arzuladım. İstedim. Bizi unutmamasını istedim. Şefaat ya Muhammed as şefaat ya resul... Dedikçe dilim, gözüm, gönlüm çağlayan oldu. Ya unutursa bizi.. Bizi unutma ya peygamber. Bizi unutma ya Muhammed aleyhiselam. Beni unutma... Şefaat kıl ya Muhammed aleyhiselam... Karıma, çocuklarıma , anama, babama, zürriyetime , kardeşlerime, komşularıma, arkadaşlarıma, hukuku geçen herkese şefaat eyle ya resul....

Öğleden sonra... Tekrar onun huzurundayım. Şefaatini diledim. Bu kez ümmeti Muhammed için diledim. Hiç kimseyi ayırmadan, herkese şefaat ya Muhammed....

Minber ve mahfilin altında namaz kılmanın heyecanı.... ben bunları anlatmayacağım... anlatamam da..

Duvarlara el sürmek, dokunmak, öpmek kesinlikle yasak. Asker ve polis engel oluyor. Haram haram sesleri ortalıkta çınlıyor. Bir ziyaretçi elindeki tespihi duvara sürerken asker tarafından engellendi. Tespih darmadağın edildi.

Kamera ve yemek yasak. Mescidi Nebevinin çevresinde dilediğiniz kadar serbest. Ama içeriye asla sokulmuyor. Çantalar, torbalar  sadece bu amaçla aranıyor. 

Mescidi nebevinin içerisinde sayısız halde kamera her sütunda kameralar var. Sürekli gözetim altında.

Yatsıdan sonra mescidi nebevi kapanıyor. 

İnsanlar taşların üzerinde, mescid içerisinde gelişigüzel uyuyor.

Mescidi nebevide namaz kılanların büyük çoğunluğu iradesiz şekilde uykularının ağır baskısına maruz kalıyor. İstemeden göz kapakları ağırlaşıyor. Ayakta rüya görmek bile mümkün... Dışarı çıkınca uykudan eser bile kalmıyor.

Hindistan ve Pakistan'dan hac için geldiklerini söyleyen sadaka isteyen kişiler sıklıkta...

Akşam namazı Mescidi nebevideyim. 

Bilmiyorum dünyada, Allah’ın Habibi’nin ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) huzurunda bulunmaktan daha büyük saadet var mıdır? Mahbûb-i Hüdâ, “Bana selâm veren hiç kimse yoktur ki, Allah ruhumu ondan haberdar etmesin.” buyurmuştu. Biz de bu delile dayanarak, “Allah’ın selâm ve rahmeti, sözümüzün, nefesimizin ve bütün zerrelerin adedince Onun Zâtı, Ravza-i Mutahhara’sı, ailesi ve ashâbı üzerine olsun.” diye niyâz ediyoruz. Efendimiz ( Sallallahu Aleyhi Vesellem), “Her kim kabrimin başında üzerime salât-u selâm getirirse ben onun salât ve selâmını aracısız işitirim. Her kim benden uzak iken bana salât-u selâm getirirse, melekler salât-u selâmını alip bana ulaştırır.” buyurmuştur. Zeyd b. Sehl bir gün Resûlullah’ı ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) çok sevinçli bir halde görerek sebebini soruyor. Efendimiz, ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) “Nasıl sevinmeyeyim? Allah’tan bana şöyle bir müjde geldi. Bana salât getirene (en kısa şekliyle “Allahumme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlî seyyidinâ Muhammed.” diyene), Allah 10 salât hediye edecektir.” cevabini veriyor. 
 Müthiş güzellik. Müthiş coşku. Birazdan akşam namazı kılınacak. Heyecan, merak, sevinç dorukta. Tabii bunların yanında şaşkınım .... Buraya gelene kadar neler demeyecektim...  Ama unuttum...

Ezanlar Medine semalarında yankılanırken, ona eşlik etmenin huzuru ile kendimizden geçer gibiyiz Ezanı müteakip duamızı yaptık. Türkiye'deki gibi hemen ardından kamet getirileceğini sandım. 20–25 dakikayı süren bir bekleyişten sonra kamet getirildi. Mescid hınca hınç dolmuştu. Kametle beraber saflar düzeltildi. Gür davudi bir sesle imamın "Allah'u ekber " demesiyle namaza durduk.

Memlekette sabah namazlarını cemaatle kılmak hep hoşuma gitmişti. Hele imam keyifli ise tecvidli ve uzun bir sure okuması beni Allah azze ve celle nin huzurunda daha fazla durmamı sağladığı için çok etkiliyordu. Medine'de de akşam namazı tecvidli, uzun bir sure okunması nedeniyle huşu içinde namaz kılmamızı sağlıyordu. Bundan sonra ki günlerde de bu tür namaz kılmanın her vakitte aynı olduğunu gördük. Keşke ülkemde de bu şekilde namazlar kılınsa...

*********

Resûlullah Efendimiz (s.a.) “Mekke’deki bereket, İbrahim Peygamberin bereketidir. Ben de Allah’tan Medine icin bereket istedim.” buyurmuş. Böylece Medine’de “Peygamber Efendimizin bereketi”ni yudum yudum tadmaya çalışıyorum.. Resûlullahı bağırlarına basan ve onunla komşuluk ve hemşerilik hukuku bulunan Medine ahalisine de sevgi duyma gerekliliğine inanıyorum. Çünkü bu insanların dedeleri ona hizmet için canlarını , mallarını ortaya koymuş diye düşünüyorum.. 

Bir hadîsde “Medine’de vefât edene şefaât ederim.” buyurulmuştur. Bu söz beynimin her yanında çınlıyor. Peygamber aleyhisselamın yine başka bir kutsi hadisinde " Medine'ye gelip te ölmeyi isterim diyen , ölsün " sözünü duyunca da ,  burada vefat eden ve daha önce hakkın rahmetine kavuşmuş sahabelerin yanına , Baki Mezarlığına gömülenleri gördükçe ve burada ölenlere peygamber aleyhisselamın mutlak surette şefaat edeceğini bilmemle onları bir çeşit kıskanıyorum. 

8 OCAK..

Bugün Baki Kabristanına gidileceği söylendi.

10 Ocak..

Şu an gecenin dört buçuğu... Mescidi nebevide peygamber ( Sallallahu Aleyhi Vesellem) ın yanı başında oturuyorum. Sabah namazına yaklaşık iki saat var. Heyecan doluyum. Onun yanına onun gölgesinde olmanın heyecan ve çoşkusu var. Çevremde çoğunlukla Malezyalı ve Endonezyalı hacılar mevcut

Sabah namazından sonra Saat 7 de kafile mescidin önünde toplandık. Çevredeki mescitler gösterilecekti..

Mescidi nebevinin dışına çıktık.  Kafileyle en yakınına gittiğimiz ve yanında bulunduğumuz mescit. Hz. Ali Mescidi idi. Burası en yakınına gittiğimiz yerdi. İçeriye giremedik. Kapalıydı.

Diğerleri de Mescid-i Nebevî yakinlarinda ve guney yönde kisa araliklarla siralanan  Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, mescidleri idi.  Hz. Ömer , Hz. Ebubekir , Hz. Osman cami 50 metre uzaklarımızda idi. Uzaktan gördük. Bilali Habeşi Mescidi ise 1 kilometre uzakta idi. Daha da uzakta bulunan Osmanlı Amberiye Camii ve Osmanlı Tren istasyonu ise 3 kilometre mesafeden gösterildi. Hocaların demesiyle bu mescitlerin yerinde o kutlu sahabelerin ( Allah hepsinden razı olsun ) yaşadıkları evler mevcutmuş.  Bu mescidler yakin yillarda insa edilmis. Bu civarda, alt katları alışveriş merkezi halinde, modern ve genis bir yapi olan Bilâl-i Habesi (r.a.) camiinden sonra en buyuk mescid olarak , Mescid-i Gamame olduğunu öğrendik. Peygamber Efendimiz (s.a.)’i hayati boyunca başı uzerinde bulunarak golgelendiren bulutlar, Efendimiz (s.a.)’i âlem-i bekâya göçünden sonra, onu hemen terk etmemisler. Bir vefâ isareti olarak semâda bulunduklari konumda iki, uc gun beklemisler. Mescid-i Nebevî yakininda bu mevkiye, küçüklü büyüklü beyaz kubbeleri ile öbek öbek bulutlari andiran Mescid-i Gamame insa edilmis. Gamame ( Bulut ) mescidinin yanına gittik. Burası da diğerleri gibi kapalıydı. Mescitler son yıllarda yapılmış olmasına rağmen fazla bakımlı değildi. Söylentiye göre de buralarda namaz kılınmasın diyerek sürekli kapalı ve bakımsız tutuluyordu.  

Kafile olarak yanlarına gidemediğimiz Bilali Habeşi mescidini, Amberiye camiini ve Osmanlı tren istasyonunu daha sonra ki günlerde ziyaret etmeyi o an kafama koymuştum. Mademki götürülmüyorduk, o halde kendim gitmeliydim. 

******

İrşad ekibi gelecek, sohbet verecek duyurusuyla herkesin terasta toplanması istenildi. Terasa çıkarak beklemeye başladık. Bu sırada grup imamlarından biri hacılara hitaben " bizi duvarlara tırmandırmayın " dedi. Toplantı öncesinde grup başkanı hocanın bu sert ve tehditkâr, emredici ses tonuyla ne söylediğini ya da kimlere göz dağ verdiğini pek anlamasam da ileriki günlerde bu sözün kime söylendiği ortaya çıkmıştı. Yaşı 60 larda olan bir hacı, hocanın ilgisizliğinden yakınmış olması sebebiyle bu söze muhatap kalınmıştı. Tabii diğer kafiledekiler de....

Battaniyeleri kim uçurdu. 

Toplantıya gelen misafirlerden önce oluşan bu gerginliği bir hacı adayının "hoca, battaniyeler verilmeyecek mi " sorusu değiştirdi. İstanbul'da da müftülük merkezinde söylenen " battaniyeler Arabistan'da verilecek " sözünü duyanlar burada bu taleplerini yinelemişti. Görevli hoca " battaniyeler geldiğimiz uçakta koltuk üstlerindeki dolaplara konulmuştu. Her hacı inerken alsaydı. Bakın alan hocalar ve hacılar var. Onlar nasıl aldıysa siz de alsaydınız. " Bu söz üzerine homurtular tepkilere dönüştü. Hoca ne diyordu. Uçakta bulunduğunu bile görmediğimiz battaniyeler Diyanet tarafından bize dağıtılmak için varmış. Ancak bundan hiç kimsenin haberi yoktu. Uyanık (!) olanlar inerken bu battaniyeleri almış. Ancak bir kaç kişi hosteslerin kendi ellerinden aldıklarını söyledi. Sonra, günahlardan arınmaya, Allah azze ve cellenin rahmetine girmek için hac ibadetine niyetlenmiş hangi insan kendisine alınması söylenmemiş herhangi bir şeyi alabilirdi. Hacılığın ne olduğunu hakkaniyetle bilen bir hacı kendisine ait olmayan bir çuval altın görse alır mıydı? Bu hoca ne demek istiyordu. Birçok hacı " Allah korusun, biz hırsız mıyız " demek zorunda kaldı.

İyi ama battaniyeler ne oldu. Ya da ne zaman verilecekti, bilen olmadı. Mekke'de verilir vaadiyle konu kapanır gibi oldu. ( Not: Battaniyeler hiç bir yerde verilmedi. )

Sonra misafir imamların gelmesiyle sohbetler devam edildi.. Diyanetten gelen üç görevli Bursa, Kayseri müftüleri ve Kocatepe cami baş imamı idi. Terasta yapılan bu toplantı neticesinde serin havanın etkisiyle iliklerimize kadar titrediğimizde unutulmayacaktı.

 

ANA SAYFA 

 


HAREMEYN EFSANESİ İSTATİSTİK