HACER-ÜL ESVED
|
" Hacer'ul Esved, yeryüzünde Allah'ın yeminidir, sağ elidir."
Bilindiği üzere tavaf, Hacer–ül Esved (Siyah Taş)’ın bulunduğu köşeden başlanarak Yedi Şavt (tur)’dan sonra yine aynı noktada bitiriliyor. Her turda bu Siyah Taş’ın selamlanması esastır. Şayet ortam müsait ise öpülmesi sünnettir. Hacerü’l-Esved, etrafını çevreleyen gümüş kasnak içinde muhafazaya alınmasına rağmen, asırlardır öpüle öpüle aşınmış, son yıllarda iyice çukurlaşmıştır. Kıskanç ve bencil âşıklarının dalgalar halinde hamleleri, yakınına birçok insanın sokulmasına imkân vermemektedir. Ancak durum hiç de öyle olmamaktadır. Hacılarımız Hâcer–ül Esved’e ulaşıp öpmek için adeta her şeyi mubah görmektedirler. Âşıklarının sayısı bilinmeyen Hacer-ul evsedin yapımı hafızalarımızda tekrar canlandı. Kâbe'nin yapımında Hz. İsmail taş taşıyor,
Hz. İbrahim'de duvar örüyordu. Temel yükselmişti Hz. İbrahim oğluna:
Hacer'ul Esved Kâbe’nin en önemli
bölümlerindendir. Bu mübarek taş bilinen taşlardan değildir. Bazı rivayetlere
göre bu taş Cennet'ten getirilmiştir. Bu taşın asıl ismi: "Hacer-i Es ad"dır.
(Yani beyaz ve parlak taştır) Ancak zamanla bu taşın rengi değişmiş simsiyah
olmuştur. Gerek müşriklerin, gerekse günahkar insanların bu taşı öpmeleri ve el
sürmeleri siyahlaşmasına sebep gösterilmektedir. Allah Rasulü (s.a.v): "Hacer'ul
Esved Cennet taşlarındandır. Yeryüzünde ondan başka Cennet taşı yoktur. Billur
gibi bembeyazdı. Cahiliye döneminin pisliği O'na dokunmamış olsaydı O'na dokunan
hasta mutlaka iyileşirdi." buyurmuştur. İbn-i Abbas'tan rivayet edilir ki;"Hacer'ul
Esved siyaha çevrilmiştir; sebebi ise dünya ehli (inanmayanlar) cennet zinetine
bakmasınlar (dünyada iken görmesinler) diye." Eğer bu rivayet sahih ise gerçek
cevap budur. Bunun için Kureyşliler Kâbe’nin duvarlarını onarıp sağlamlaştırmak ve üzerine de, tavan çatmak istiyorlar, fakat, yıkmağa kalkarlarsa azaba uğrayabileceklerinden korkuyorlar, aralarında meşvere ediyorlardı. Bu sırada inşaat malzemesi yüklü bir gemi Cidde sahillerinde parçalandı, bunu fırsat bilen Kureyşliler aralarında yardımlaşarak bu batan gemiden Kâbe inşası için gerekli malzemeleri almış oldular. Ve Kâbe’nin inşaatına başladılar. Hacerül Esved taşı yerine konulacağı zaman kabileler ,birbirleriyle anlaşamadılar. Hatta işi o kadar ilerlettiler ki aralarında kavga yapmaya çok az bir zaman kaldı. Kureyşiler, Bu iş üzerinde, dört veya beş gece durdular. Sonra Kureyşin yaşlılarından Ebu Ümeyye b. Mugire bir teklifte bulundu; Teklifine göre, mescidin kapısından giren ilk kişi bu taşı koymak için hakem olacaktı. Bütün kavmin uluları bu teklifi kabul ettiler. Tam bu sırada peygamberimiz içeri girdi, bütün Kureyşliler el çırparak El-Emin`in hakemliğine razıyız dediler. Allah Rasulü'de cübbesini çıkardı, yere serdi, Hacer'ul Esved'i cübbenin üzerine koydu. Hz. Peygamberimiz de hakemlik yaparken bütün kabilelerden birer kişi alarak onu konulacak yere getirttikten sonra mübarek elleriyle taşı kaldırdı ve yerine koydu. Böylece çok ciddi bir ihtilaf önlendi. Tarihçiler bu olaya "Kâbe hakemliği" derler. Hacer'ul Esved bir nevi Allah'ın sağ eli
mesabesindedir. Çünkü Sevgili Peygamberimiz Ebu Davud'un rivayet ettiği bir
hadiste: Hacer'ul Esved övülerek veya istilam edilerek tavafa başlanır. Yedi şavttan ibaret olan tavafın her dönüşünde; "Bismillahi Allahü Ekber" diyerek Hacer'ul Esved istilam edilir (selamlanır). Allah resulu Hacerü'l-Esved'i İstilam ettikten sonra şöyle bir dua edildiği yazılıdır: "Allahü Ekber, Allahü Ekber. Ey Allahım, sana iman ettim. Kitabını tasdik ettim. Ahdine vefa gösterdim. Resulüne ve O'nun sünnetine tabi oldum. Şahadet ederim ki; Allah'dan başka ilah yoktur. O birdir. O'nun şeriki yoktur. Şahadet ederim ki, Muhammed (sav O'nun kuludur ve Resulüdür. Allaha iman ederim. Cibt ve Tağut (gibi putları da) inkar ederim. Muhit'tde de böyledir." Yalnız şunu belirtmekte fayda vardır.
Günümüzde Hacer'ul Esved'i öpmek veya el sürmek herkese nasip olmayabilir. Çünkü
burada çok büyük bir izdiham vardır. Zaman zaman ezilen, yaralanan hatta
hayatını kaybedenler bile oluyor. Dolayısıyla her gün yüzlerce insan bu
izdihamda yaralanmakta, incinmekte, boğulma ve ezilme tehlikesi geçirmekte;
kısacası rahatsız olmaktadır. Bu izdihamın niceliğinin boyutunu yakından
görmekle, neticelerini ise hastaneleri ziyaret etmekle çok daha iyi anlamak
mümkündür. Kaldı ki Hacer'ul Esved'i öpmek ne farz ne de vaciptir. Onu öpmek
sadece sünnettir. Hâlbuki insanlara eziyet vermek haramdır. Haramı işlemektense
sünneti terketmek daha evlâdır. Peki, bu taşa el sürmenin anlamı nedir? Bu soruyu sizlerde aynen çevrenizdeki Hacı efendilere sorabilirsiniz. Sorun bakalım ne cevap alacaksınız? Bu taşa el sürmek demek; "Ey Rabbim ben Galu-Bela'da size verdiğim söz üzerindeyim. Ahdime bağlıyım. Sözümde durduğumu işte isbat ediyorum. Seninle olan ahdimi tazeledim Ya Rabb! Her şeyi reddettim ancak sana iman ettim. Senin dinin üzereyim. Bu inancımda sadıkım. Ben ancak sana kulluk ederim. Senden başkasına kulluk etmem Ya Rabbi!" Bu olaya Kur'an Lisanıyla "Ahd-i misak" olayı denilir. Bu olay resul-i Ekrem (sav) Efendimizin bir Hadis-i Şerifiyle de izah edilmiştir. "Hacer-i Esved yeryüzünde Allah'ın yeminidir, sağ elidir." (Hakim. İhya-u'Ulumiddin. İ.Gazali, C/l, sh:261) Kabe-i şerifi ziyaret edişimizin ikinci günü .... Kâbe’yi izliyordum. İçten gelen bir duyguyla oturduğum yerden kalktım. Oraya doğru nasıl yürüdüğümü inanın size anlatamam. Çünkü ben de bilmiyorum. Kıyıdan denizin dalgalarını yararak suyun içine gider gibi tavaf eden kalabalığı rahatsız etmeden Muazzam yapı Kâbe’ye yaklaştım. Ona dokunup, öptükten sonra Hâcer–ül Esved'e doğru yaklaşmaya çalıştım. Yoğun bir kalabalık vardı. Ağır ağır yaklaştım. Ve bir anda ona ellerimi sürdüğümü hatırlıyorum. Evet, rüya değildi ve Hâcer–ül Esved avuçlarımda idi. Ardından yüzümü sürdüm. Bir değil iki kere yüzümü, gözümü sürdüm. Ona, mübarek taşa yüzümü sürdüm. Çıkmak istedim. Diğerlerini bekletmenin doğru olmadığını düşünerek çekilmek istedim. Başaramadım. Arkamdaki kalabalık buna izin vermedi. Bir kez daha başımı sokmak, onu öpmek kısmetine tekrar nail oldum. Biliyordum ki bu öpüş taşı değil, Allah c.c 'ı öpmekti. Sonra tekrar çekildim. Bu kez başarmıştım. "Allah-u Ekber " diye sevinçle kalabalığa katılmıştım. Eşimin yanına gidip sürdüğüm ellerimi ona da koklattım. Keşke elimi hiç bir şeye değdirmeseydim de memleketimde ki insanlara, buralara gelemeyenlere o'nun kokusunu götürebilseydim. Diye düşündüm. Ve her şeyden önemlisi Allah-u Teala ile olan ahdimi yenilemenin huzur ve mutluluğu içerisinde bundan sonra ki ömrümde Onun rızasın kazanabilmem için bana vesileler nasip etmesini diledim. (Âmin) Bu ziyaretler bu öpüşler birçok kereler bana nasip oldu. Nasip eden Allah azze ve celleye hamd olsun. |